24 Aralık 2013 Salı
11 Aralık 2013 Çarşamba
İran Sineması ve Kadın-Ulus Baker
İran sinemasında yalnızca kadının varlığı konusunda değil, İslam’da aslında yasak olan "imajın" varlığını tartışmanız gerekir önce. Yoksa hiçbir kültür kadınlara "dayanamaz" --muhakkak çekicilikleri ve birtakım güzellikleri, işveleri vesaire vardır onların. İşte Mahmalbaf'ın Kandahar filmine bakın --ne diyordu? İmajları olmayan ülke. Niçin? Çünkü kadınlarını burkalara kapatmış. Bu sosyo-politik gerçeklik yine de filme bir paradoks olarak yansımış bulunuyor (ve hissedebildiğim kadarıyla filmin yönetmeni bunun pek farkında değil): burkalarla Afganistan yaylalarında çekilmiş kadınlar filmin en güçlü ve rengarenk imajlarını oluşturmaktan geri kalmıyorlar, kapatıyorlar onları, onlar ise burka denen giysilerini yeniden ve yeniden icat ederek, renklendirerek, o çok özel erotizm dozunu kendi keyiflerince ayarlayarak cevap veriyorlar. Hayat şu ya da bu bicimde akacaksa ille de akabileceği kanalları üretmek, yeniden üretmek gerekir.
Ben İran sinemasının sırrının sansüre karsı çıkıştan ibaret olmadığını düşünüyorum. Rejimin epeydir bu "geçip giden" imajlara, yani yanılsama olduklarını bizzat gösteren imajlara toleranslı davranıyor olduğu malum. Ancak unutmayalım ki bizim on dokuzuncu yüzyılda yitirdiğimiz, oysa İran şiirinde korunan "divan" edebiyatı ve ona ait imajlar rejimi, her türden realizmin ötesine geçerek İran sinemasını koruması altında tutuyor. Düşman cephesinden yağan okların "tir-i müjen", yani "sevgilinin kirpikleri" gibi olması yeterince sinematografik bir imajdır. Muhsin Ertuğrul denen Mustafa Kemal icazetli adam yüzünden Türkiye’de sinema filan kurulamadı. İnsanlar imajlar üstüne belki Metin Erksan'dan itibaren --o da birazcık-- düşünmeye gayret ettiler --ve diyelim ki bunun için Yılmaz Güney’i, bugün de Zeki Demirkubuz'u, Derviş Zaim’i ve özellikle de Nuri Bilge Ceylan’ı beklemek zorunda kaldık.
Hep hatırlattığım bir nokta, on dokuzuncu yüzyıl sonlarında Namık Kemal'in "gerçekçilik" uğruna batı edebiyatı lehine, acem edebiyatı aleyhine ileri sürdüğü noktaların sinemaya nasıl da olanak vermediğiydi. Unutmayalım ki sinema realiteyi dosdoğru iletmez, ona bir hiyeroglif, bir gösterge rejimi ve imajlar zihniyeti dayatır. Bu zihniyet doğayı ve insani kuşatır ve yönlendirir. Sinema bu yüzden tiyatrodan çok divan edebiyatının "sembolizmine" daha yakın bir türdür. İşte bu yüzden İran’da sinema varken Türkiye’de yok.
İran’da sinemada kadının hangi şartlarda görünebildiğini biliyoruz. Önemli olan, kadın sinemacılardır daha çok. Samira Mahmalbaf ve diğerleri. Kadın halini ve çocuk halini anlatmak. Bu aslında fiziki bir duruma tekabül ediyor --hayatin katı, sıvı ve gaz hallerine gönderiyor bizi. Bu yüzden İran sinemasının mesela çocuğa ciddi ciddi ihtiyacı var: çünkü çocuklar şeyleri genellikle "gaz halinde" görebilme yeteneğine sahipler. Bizim artik alıştığımız tarzdan çok farklı bir ayırt etme ve kavrama sanatları var onların. Ve İran’da kadınlar da uzun yıllardır "çocuklaştırılmak" istenmiş. "Çözüm çok basit, kapatırsınız olur biter" tipinden bir kolaycılığa mahkûm edilmiş.
Ve "parantez", ben de sürekli övgüler yağdırıyorum ama aslında çok iyi bir özgün sinematografik çizgi yakalamış olan İran sinemasını bir "tür" olarak algılamak konusunda henüz kararsızım... "sinemanın gerektirdiği işler"i çok iyi yaptıkları açık. Ama sürekli olarak hayatın çok dar bir kesiminde hareket etmek zorunda kalıyorlar ve bütün güçlerini "belgeleme" diyebileceğimiz bir uğraşıdan alıyorlar. Buna karşın, tuhaftır, iyi "belgesel" çekemiyorlar, çünkü her türden kurgu filmleri zaten kendiliğinden bir belgesel gibi görünüyor.
Sinemada kadının imajının ne olduğu ve nasıl işlediği, bütün çeşitliliklere rağmen galiba şöyle bir soruna indirgenebilir: çoğunlukla erkek olan yönetmenlerin ortaya sürdüğü birtakım "kadın" imajları" var. Ama bütün mesele bu imajın kadın yönetmenlerin elinde ne menem bir şey olacağı. Dolayısıyla --mesela-- bir aşk filmi bir kadın tarafından çekildiğinde ondan kuşku duymalıyız. Çok iyi bir film olabilir, ama o kadar da iyi olması kötü olabilir. Kadınlar şu anda ask-meşk meselesinden çok özgürlük meselesine takılmış haldeler. Ve bu durum yalnızca batılı manada kavradığımız feminizmle sınırlanmıyor. Burkalar içinde Afgan kadınlar kendi dünyalarını nasıl kurabiliyorlarsa imajlar dünyasında da kurabilirler. Bu iş şu anda nedendir bilmem İran’da en iyi bir şekilde yapılıyor.
Anlıyoruz ki kadınlık meselesi bir özgürlük meselesidir. Ancak o andan itibaren özgür aşktan filan bahsedebilirsiniz. İran sinemasının kadın filmcileri bu sorgulamayı en iyi yapanlar olarak beliriyor gerçekten.
Peki, rejim neden katlanıyor bütün bunlara: bence katlanmıyor, kandırılıyor ya da kendisini, zoraki, kandırılmaya bırakıyor. Bu zorunlu çünkü basitçe söylemek gerekirse --her ülkede olduğu gibi-- İran’da nüfusun yarısını kadınlar oluşturuyor.
İran sinemasından geçerek kadını --mesela bir erkek olarak-- sevemeyeceksiniz. Ama başka türden bir varlık olarak seveceksiniz. Ama işte kadın o "başka türden varlık"tan başka bir şey değildir ve o da bunu anlatmak istiyor zaten.
-ve bir not: bu asla kadınlara değil, kadın "sinemacılara" bir övgüdür... Aynı şekilde kadın "ev kadınları", kadın "polisler", kadın "işçiler", kadın "fahişeler" vb. övülebilir. çünkü hepsi kendi imajlarına sahiptirler.
10 Aralık 2013 Salı
onlardan değilsen eğer sana zalim derler, onlara aldırma hayyam dostum dostum.
dostuuum!
barışarock 2007 zamanları, güzel zamanlar, savaş karşıtı gösterilerin üst düzeyde yaşandığı günler, hep beraber hayyam söylediğimiz günler. ah ah özlüyorum. din, dil, ırk farketmeyen diye başlayan konuşmalar alır giderdi muhabbetleri.
dostuuum!
barışarock 2007 zamanları, güzel zamanlar, savaş karşıtı gösterilerin üst düzeyde yaşandığı günler, hep beraber hayyam söylediğimiz günler. ah ah özlüyorum. din, dil, ırk farketmeyen diye başlayan konuşmalar alır giderdi muhabbetleri.
18 Mart 2013 Pazartesi
Yırtık
Yastığının yüzü asık
Bir yokluk ancak bu kadar ifadeli olabilirdi
Kesmişsin evrenin sesini
Senlik zaman dilimlerine bölmüşsün evreni
Hangi senli zamanda yaşamalıyım ?
Gelecek bana biletleri çağrıştırıyor
Boynu bükük şehirleri
İnsanlardan bıkmış sokak lambalarını
Kirlenen ağaç gölgelerini
Sen soluklu evrende bunlar yok değil mi ?
Varsın birkaç galaksi ötede olsun düşlerin can suyu
Yolculuklar şiirlerimizin etine batmışken
Varsın birkaç galaksi ötede olsun
Şimdi uğraşlarım var
Yırtık bilete dikiş tutturmaya çalışıyorum
Akşamüzerine yetişir
Arkanda duran şiir sana sevgili
Bir yokluk ancak bu kadar ifadeli olabilirdi
Kesmişsin evrenin sesini
Senlik zaman dilimlerine bölmüşsün evreni
Hangi senli zamanda yaşamalıyım ?
Gelecek bana biletleri çağrıştırıyor
Boynu bükük şehirleri
İnsanlardan bıkmış sokak lambalarını
Kirlenen ağaç gölgelerini
Sen soluklu evrende bunlar yok değil mi ?
Varsın birkaç galaksi ötede olsun düşlerin can suyu
Yolculuklar şiirlerimizin etine batmışken
Varsın birkaç galaksi ötede olsun
Şimdi uğraşlarım var
Yırtık bilete dikiş tutturmaya çalışıyorum
Akşamüzerine yetişir
Arkanda duran şiir sana sevgili
11 Mart 2013 Pazartesi
Olmayana
Sana yazıyorum yok kadın
Evet adın yok kadın
Yokluğunla tartıyorum güzelliğini
Hiç bir kadına benzetmedim seni
Hiç gözüm bir yerlerden ısırmadı seni
Sen yokluğunla kal kadın
Yokluğunla şiirlerimde kal
Var olan yok oluyor
Sen yokluğunla sonsuz ol
Olur da bir gün var olacaksan rakımız bol olsun kadın...
Evet adın yok kadın
Yokluğunla tartıyorum güzelliğini
Hiç bir kadına benzetmedim seni
Hiç gözüm bir yerlerden ısırmadı seni
Sen yokluğunla kal kadın
Yokluğunla şiirlerimde kal
Var olan yok oluyor
Sen yokluğunla sonsuz ol
Olur da bir gün var olacaksan rakımız bol olsun kadın...
9 Mart 2013 Cumartesi
Camille Claudel
Sen kadın,sen
Kavga ettim tanrıyla
Sadece bir dakikalığına gözlerine bakmak istedim ondan
Soylu tavırlar zor koştu bize kadın...
Kavga ettim tanrıyla
Sadece bir dakikalığına gözlerine bakmak istedim ondan
Soylu tavırlar zor koştu bize kadın...
8 Mart 2013 Cuma
İki Kişilik Tek Bilet
Trenler
İstasyonlar
İstasyon insanları
İstasyon ayrılıkları
Kaçıncı vagonda yalnızlığım ?
Kaç numaralı koltukta oturuyor terk edişin ?
Hangi durakta binecek mutluluğum ?
Yine iki kişilik tek bilet var cebimde
Belki alışkanlıktan
Belki güneşe inanan umuttan
Her seferinde böyle oldu
Boşalan sigara paketine koyulup çöpe atılmak için alınan umutla kavrulan bir fazlalık bilet
Fazlalık...
Oysa o kadar eksikken fazlalık bir bilet,
Yüze buruk bir gülümsemeden ibaret kalır.
Ya sen sevdiğim,
Hangi perondan biniyorsun yanına aldığın hayallerimle ?
İstasyonlar
İstasyon insanları
İstasyon ayrılıkları
Kaçıncı vagonda yalnızlığım ?
Kaç numaralı koltukta oturuyor terk edişin ?
Hangi durakta binecek mutluluğum ?
Yine iki kişilik tek bilet var cebimde
Belki alışkanlıktan
Belki güneşe inanan umuttan
Her seferinde böyle oldu
Boşalan sigara paketine koyulup çöpe atılmak için alınan umutla kavrulan bir fazlalık bilet
Fazlalık...
Oysa o kadar eksikken fazlalık bir bilet,
Yüze buruk bir gülümsemeden ibaret kalır.
Ya sen sevdiğim,
Hangi perondan biniyorsun yanına aldığın hayallerimle ?
7 Mart 2013 Perşembe
Sen Üstüne
Akşamüzeri zamanı
Senli sokakların sen vakti
Vitrin ışıkları kadın gözlerinde
Akordiyon çalan adam,çiçek satan kız
Hepsi akşamüzeri insanları
Birkaç sokak ilerde ev
Evimiz
Evimizdi
Artık sadece mavi duvarlı buruk ev
Temeline şiir dökülmüş ev
İçinde senin yaşamış olduğun ev
Geçmişin yaşananları ihtiyar kıldı evi
Yorgunluk bilmez ihtiyarlık
Perdeleri sararmış ihtiyarlık
Kalbi sürekli filizlenen ihtiyarlık
Can suyu bulamayan
Ama vazgeçmeyen
Nedendir bilmem
Can suyu vermeyenlere bu düşkünlüğümüz
Sıcak külleri yeniden alevlendirme çabamız
Umut olmuş damarlarımız
Umut düşmüşüz tarihe
Umut öleceğiz
Bir akşamüzeri zamanı,senli sokakların sen vakti
Senli sokakların sen vakti
Vitrin ışıkları kadın gözlerinde
Akordiyon çalan adam,çiçek satan kız
Hepsi akşamüzeri insanları
Birkaç sokak ilerde ev
Evimiz
Evimizdi
Artık sadece mavi duvarlı buruk ev
Temeline şiir dökülmüş ev
İçinde senin yaşamış olduğun ev
Geçmişin yaşananları ihtiyar kıldı evi
Yorgunluk bilmez ihtiyarlık
Perdeleri sararmış ihtiyarlık
Kalbi sürekli filizlenen ihtiyarlık
Can suyu bulamayan
Ama vazgeçmeyen
Nedendir bilmem
Can suyu vermeyenlere bu düşkünlüğümüz
Sıcak külleri yeniden alevlendirme çabamız
Umut olmuş damarlarımız
Umut düşmüşüz tarihe
Umut öleceğiz
Bir akşamüzeri zamanı,senli sokakların sen vakti
6 Mart 2013 Çarşamba
Tek Şerit Aşk
Geldim.
Bu sefer tek şerit bir yoldan geldim sana
Dönüşü yok
Sağ taraf uçurum
Ya devam ediyorsun yola yada sağa kırıyorsun kalbini
Vazgeçmek yok bu yolda
Aşk var bu yolda
Şiir kırıntılarını takip ederek geliyorum kirpiklerine
Birkaç şiir aldım yanıma yolluk
Birkaç da şiir yazdım sana ömürlük
Yolun sonunda ki evde misin ?
Sevdiğim ?
Bu sefer tek şerit bir yoldan geldim sana
Dönüşü yok
Sağ taraf uçurum
Ya devam ediyorsun yola yada sağa kırıyorsun kalbini
Vazgeçmek yok bu yolda
Aşk var bu yolda
Şiir kırıntılarını takip ederek geliyorum kirpiklerine
Birkaç şiir aldım yanıma yolluk
Birkaç da şiir yazdım sana ömürlük
Yolun sonunda ki evde misin ?
Sevdiğim ?
5 Mart 2013 Salı
Ruhum Sürçtü
Ne kadardır yoksun?
Ne kadardır yokuz ?
Bir sokak lambası yanıyordu sadece
Oda söndü.
Artık sokakta çiçek satan kız da gülmüyordu.
Oda mı alışmıştı bize ?
Deniz de uzakta kaldı.
Aralarında ikimizin de bulunduğu bir sürü dalga barındıran o deniz,uzakta artık
Farklı kıyılara vuruyoruz artık
Farklı martılar çığlık atıyor üzerimizde
Farklı vapurlar ve vapur insanlarının hikayelerine şahit oluyoruz
Ama aynı denize karışmış haldeyiz hala
Karıştık bir kere,kaçınılmaz
Bir gün aynı kıyıya vuracağız
Birbirimize farklı hikayeler anlatmak üzere.
Ne kadardır yokuz ?
Bir sokak lambası yanıyordu sadece
Oda söndü.
Artık sokakta çiçek satan kız da gülmüyordu.
Oda mı alışmıştı bize ?
Deniz de uzakta kaldı.
Aralarında ikimizin de bulunduğu bir sürü dalga barındıran o deniz,uzakta artık
Farklı kıyılara vuruyoruz artık
Farklı martılar çığlık atıyor üzerimizde
Farklı vapurlar ve vapur insanlarının hikayelerine şahit oluyoruz
Ama aynı denize karışmış haldeyiz hala
Karıştık bir kere,kaçınılmaz
Bir gün aynı kıyıya vuracağız
Birbirimize farklı hikayeler anlatmak üzere.
Mavi Umutlar
Evet umutların rengi vardır.Çeşit çeşit her birinin farklı renkleri var.Ama en başından renkli değildir umutlar herkes kendine göre boyar umutlarını.Siz hangi renge boyadınız umutlarınızı ? Ben maviye boyadım masmavi alabildiğine umutlarım.Hayata mavi bakıyorum ben.Boyama kitabı gibi umutlarımız çizgileri var ama içleri doldurulmamış,renksiz.Boş bırakmayın bu kitabı ister hepsini aynı renk ,ister farklı renk boyayın ama boyayın.Unutulmayı sevmez çünkü umutlar.Onları ücra bir köşenize hapsetmeyin.Mutsuz olurlar,küserler.Ki en çok bize destek vermek isteyenler onlardır gülen gözlerle bakmamızı isteyen onlardır.Onlara bu kötülüğü yapmak hak mı sizce ? Değil tabi ki.Öyle bir boyayın ki onları karşıdan baktığınızda eşsiz bir dans görün orada.Tabi bu size kalmış dans değilde belkide bir tablo çizersiniz onlarla.Yeter ki boş bırakmayın onları.Bunu en güzel çocuklar yapabiliyor.Öyle güzel boyuyorlar ki umutlarını daha önce o rengi hiç o kadar güzel görmediğinizi fark ediyorsunuz.O halde çıkın sokaklara.Çocukların umutlarını dinleyin.Umutlarını boyarken boylarının ermediği yerde yardım edin onlara tutun ellerinden birlikte boyayın.Sonra da çocuğun yüzündeki gülümsemeyi izleyin emin olun bu duygunun yüce bir duygu olduğunu anlayacaksınız.Onların bedenleri küçük umutları fazlasıyla büyük.Buna şahit olmak,yaşamak istemez misiniz ? Cevabınız evetse daha fazla oturmaya gerek yok haydi çıkın sokaklara.Yalnız giderken fırçanızı almayı unutmayın.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




